top of page

Sosyal Anksiyete Bozukluğu: Kültürel Dinamikler, Gençlik ve İş Yaşamı Üzerine Etkileri

  • cagatayblbl
  • 5 May 2025
  • 4 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 16 May 2025

Sosyal Anksiyete Bozuklugu Nedir?

Sosyal Anksiyete Bozukluğu (SAB), kişinin sosyal ortamlarda başkaları tarafından yargılanacağı, rezil olacağı ya da küçük düşeceği yönünde yoğun, sürekli ve çoğu zaman abartılmış korkular yaşadığı bir ruhsal bozukluktur. Bu korkular, genellikle kişinin gerçek performansından ya da karşısındakilerin gerçek niyetlerinden bağımsız olarak zihinsel düzeyde büyütülür. Bu bozukluğa sahip bireyler:

  • Kalabalık içinde yemek yerken rahatsızlık hisseder

  • Yeni insanlarla tanışmaktan korkar

  • Toplantı esnasında fikir belirtmekten kaçınır

  • Göz teması kurmakta zorlanır

  • Utanacaklarını düşündükleri için çoğu sosyal ortama katılmamayı tercih eder

Bu durum zamanla yalnızlık hissini, içe kapanmayı, kariyer ilerleyişinin durmasını ve duygusal sorunları beraberinde getirir. Kişi, iç dünyasında çok şey yaşarken dışarıdan “çekingen” ya da “utangaç” biri gibi görünür; oysa içsel olarak yoğun bir öz-eleştiri, tetikte olma hali ve kaçınma döngüsüyle mücadele etmektedir.


Sosyal Anksiyetenin Alarm Hâli: Tehdit Geçse de Zihin ve Beden Hazır Beklemede

Sosyal anksiyete bozukluğunda kişi, genellikle gerçek bir tehdit yaşamasa da, sosyal ortamlarda sanki sürekli olarak değerlendirilme, yargılanma ya da küçük düşme tehdidi altındaymış gibi hisseder. Bu durum yalnızca düşünsel düzeyde kalmaz; beden de bu tehdit algısına güçlü tepkiler verir. Kalp çarpıntısı, terleme, titreme, ağız kuruluğu gibi fiziksel belirtiler, sosyal ortamlarda daha da yoğunlaşabilir. Kişi, bu belirtileri fark ettikçe “rezil olacağım” ya da “kontrolümü kaybediyorum” düşünceleriyle daha da paniğe kapılır. Böylece bir “kısır döngü” başlar: sosyal ortam → kaygı → bedensel belirti → bedensel belirtinin tehdit olarak algılanması → daha fazla kaygı.

Sosyal anksiyete, sadece bir “utangaçlık” hali değil; zihin ve bedenin sosyal tehdide karşı birlikte alarmda kalmasıdır. Hatta tehdit geçtikten sonra bile, kişi günlerce yaptığı bir konuşmayı zihninde tekrar tekrar analiz eder, “çok mu saçma konuştum?”, “keşke şunu demeseydim” gibi düşüncelerle kendini yıpratır. Bu da hem zihinsel tükenmişliği artırır hem de sonraki sosyal etkileşimlerden kaçınma davranışını pekiştirir.

Bu nedenle sosyal anksiyete bozukluğu, yalnızca düşünce düzeyinde değil, fizyolojik bir düzeyde de ele alınmalı; kişi hem zihninin hem bedeninin bu tetikte olma hâlini tanımalı ve bu farkındalıkla uygun terapi süreçlerine yönelmelidir.


Sosyal Fobi ve Sosyal Anksiyete Arasındaki Farklar

Sosyal fobi, sosyal anksiyetenin daha yaygın kullanılan bir terimi olup, çoğu zaman birbirinin yerine kullanılsa da, aralarında bazı önemli farklar bulunmaktadır. Sosyal fobi, genellikle sosyal ortamlarda belirgin bir korku ve kaçınma davranışı ile tanımlanır. Bu durum, kişinin sosyal etkileşimlerden kaçınmasına ya da bu etkileşimlerde aşırı bir stres hissetmesine yol açar.

Ancak sosyal anksiyete, daha geniş bir kavramı ifade eder ve yalnızca belirli sosyal durumlarla sınırlı kalmaz. Sosyal anksiyete bozukluğu olan bir kişi, sosyal durumlar dışında da endişe ve kaygı yaşayabilir; yani sosyal etkileşimler kadar iş, okul ya da diğer günlük yaşamla ilgili de anksiyete duygusu belirginleşebilir. Sosyal anksiyete, sadece başkaları tarafından yargılanma korkusu değil, aynı zamanda kişinin kendi performansına dair endişeleri de kapsar. Örneğin, bir kişi sosyal bir ortamda değilken bile, “yarın toplantıda ne yapacağım?” gibi düşüncelerle kaygılanabilir.


Türkiye’de Sosyal Anksiyete: Kültürel Kodlar ve Toplumsal Baskılar

Türk toplumunda sosyal ilişkiler güçlüdür ama aynı zamanda yüksek beklentiler, aile ve toplum baskısı, geleneksel roller ve yüz kaybı korkusu gibi kültürel dinamikler, sosyal anksiyeteyi besleyen unsurlar hâline gelebilir.

  1. “Elalem Ne Der?” Kültürü

    Türkiye’de sosyal normlara uygun davranmak, çocukluktan itibaren öğretilir. Aileler, çocuklarını çoğu zaman başkalarının ne düşüneceği üzerinden yönlendirir. Bu durum, bireyin kendi iç referanslarıyla değil, dış onayla şekillenen bir benlik geliştirmesine neden olabilir. Sonuç olarak kişi, “Hata yaparsam rezil olurum”, “Beni yetersiz bulurlar”, “Gülünç duruma düşerim” gibi düşüncelerle sosyal ortamlardan kaçınabilir.

  2. Aile İçi Dinamikler ve Aşırı Müdahale

    Türk aile yapısı genellikle iç içedir. Bireyselleşmeye geç izin verilir ya da hiç izin verilmez. Sosyal anksiyeteye yatkın bireylerde, özellikle aşırı koruyucu ya da eleştirel ebeveyn tutumları, kendi kararlarını verme ve sosyal beceriler geliştirme alanında ciddi eksikliklere neden olabilir. Bu bireyler yetişkin olduklarında bile topluluk karşısında fikir beyan etmekten çekinebilirler.

  3. Toplumda Başarı ve Kusursuzluk Algısı

    Akademik ve mesleki başarıya verilen önem, çocukluktan itibaren “hata yapma lüksünün” olmadığı düşüncesini yerleştirir. Özellikle topluluk önünde konuşma, sunum yapma gibi durumlarda, kişi performansıyla değil, hatasıyla hatırlanacağına inanır. Bu durum, iş yaşamında ilerlemeyi engelleyebilir ve kişiyi kendi potansiyelinden uzaklaştırır.


Sosyal Anksiyetenin İş ve Günlük Yaşamdaki Etkileri

Sosyal anksiyete bozukluğu olan bireyler, iş yerinde toplantılara katılmak, sunum yapmak, fikir belirtmek ya da ekip arkadaşlarıyla sosyal bağ kurmakta zorlanabilirler. Bu da:

  • Yetersizlik hissi oluşturur

  • Kariyer gelişimini sınırlar

  • İşe yabancılaşmaya neden olur

Ayrıca, sosyal ortamlardan kaçınma eğilimi zamanla yalnızlaşmayı, içe kapanmayı ve depresif belirtilerin artmasını beraberinde getirir. Kişi, iş sonrası sosyal buluşmalardan, arkadaş ortamlarından ve yeni insanlarla tanışma fırsatlarından uzak durdukça, yaşam kalitesi önemli ölçüde azalabilir.


BDT (Bilişsel Davranışçı Terapi) ile Sosyal Anksiyete Bozukluğu Tedavisi

BDT, sosyal anksiyete bozukluğunun tedavisinde en etkili ve kanıta dayalı psikoterapi yöntemidir. Bu terapi, kişinin hem düşünce yapısını hem de davranış kalıplarını dönüştürmeye odaklanır.

BDT’nin Temel Uygulama Adımları:

  1. Bilişsel Farkındalık Geliştirme: Kişinin sosyal ortamlarda yaşadığı korku ve kaygıların altında yatan düşünceler belirlenir. Örneğin, “Herkes beni izliyor” ya da “Saçma bir şey söylersem herkes güler” gibi inançlar ele alınır.

  2. Düşünce Yeniden Yapılandırma (Cognitive Restructuring): İşlevsiz düşünceler sorgulanır, kanıtlarla test edilir ve daha gerçekçi alternatiflerle değiştirilir.

  3. Maruz Bırakma (Exposure): Kişi, kaçındığı sosyal durumlara terapistin yönlendirmesiyle kademeli olarak maruz bırakılır. Bu sayede korkularla yüzleşme sağlanır ve kaçınma döngüsü kırılır.

  4. Güvenlik Davranışlarını Azaltma: Göz teması kurmaktan kaçınmak, aşırı hazırlık yapmak ya da konuşmamak gibi güvenlik davranışlarının farkına varılması ve azaltılması hedeflenir.

  5. Dikkatin Yönünü Değiştirme: Kişinin sürekli kendisine dönük olan dikkatini dışarıya çevirmesi sağlanır. Bu da içsel eleştiriyi ve tetikte olma halini azaltır.

BDT’nin en güçlü yönlerinden biri, bireye sadece anlık rahatlama değil, yaşam boyu kullanabileceği zihinsel ve davranışsal beceriler kazandırmasıdır. Düzenli BDT seansları sonucunda, sosyal anksiyeteye sahip bireylerde kaygı düzeyinde azalma, sosyal ortamlara katılımda artış ve özgüven gelişimi sağlanmaktadır.


Sonuç: Anlamak, Fark Etmek ve Değiştirmek Mümkün

Sosyal anksiyete bozukluğu, Türkiye gibi sosyal ilişkilerin yoğun olduğu kültürlerde fark edilmesi daha zor ama etkisi daha derin olan bir sorundur. Ancak bu zorluk, anlaşılması ve baş edilmesi mümkün bir durumdur. Kendi düşüncelerimizin farkına varmak, kaçındığımız durumları küçük adımlarla yeniden inşa etmek ve doğru psikolojik destek almak; sosyal anksiyetenin üstesinden gelmekte güçlü adımlardır.

 
 

bottom of page