top of page

Yaygın Anksiyete Bozukluğu: Türkiye’de Sürekli Kaygı Hali ve Toplumsal Etkileri

  • cagatayblbl
  • 5 May 2025
  • 4 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 16 May 2025

Yaygın Anksiyete Bozukluğu Nedir?

Yaygın Anksiyete Bozukluğu (YAB), bireyin günlük yaşamın çeşitli alanlarına yayılan, kontrol edilemeyen ve sürekli hale gelen endişe, kaygı ve huzursuzluk duygularını deneyimlediği bir ruhsal bozukluktur. Bu kaygılar, genellikle somut tehditlerle orantısızdır ve kişinin zihninde büyüyerek hayat kalitesini ciddi şekilde düşürebilir. YAB tanısı alan bireyler:

  • Sürekli “ya kötü bir şey olursa” düşüncesiyle meşguldür,

  • Günlük karar alma süreçlerinde aşırı zorlanır,

  • Konsantrasyon güçlüğü ve zihinsel yorgunluk yaşar,

  • Fiziksel belirtilerle (kas gerginliği, uykusuzluk, baş ağrısı) sık karşılaşır.

Zamanla bu durum, kişinin işlevselliğini, sosyal ilişkilerini ve genel yaşam doyumunu olumsuz etkileyebilir. Kişi, dışarıdan “hassas” ya da “detaycı” biri olarak algılansa da iç dünyasında sürekli bir tetikte olma hali, felaket senaryoları ve kontrol edilemeyen düşüncelerle baş etmeye çalışmaktadır.


YAB Gelişiminde Stresli Yaşam Olaylarının Rolü

Yaygın Anksiyete Bozukluğu’nun gelişiminde genetik yatkınlık, bilişsel eğilimler ve kültürel etkenlerin yanı sıra, belirli bir stresli yaşam olayı da tetikleyici rol oynayabilir. Travmatik bir kayıp, ciddi bir hastalık, ekonomik kriz ya da ani bir yaşam değişikliği gibi olaylar, bireyin zihinsel sistemini "alarm" moduna geçirebilir. Bu alarm hali, tehdit ortadan kalktıktan sonra bile zihinsel düzeyde devam edebilir.

Kısacası, YAB'nin özü; tehdit geçmesine rağmen bedenin ve zihnin hâlâ alarm durumunda kalmasıdır. Birey, bu sürekli tetikte olma hâlini çoğu zaman fark etmez; ta ki bu durum günlük işlevselliğini, kişilerarası ilişkilerini, üretkenliğini ve yaşam kalitesini bozmaya başlayana dek. Kaygı artık sadece bir his değil, yaşamı yöneten bir işleyiş biçimi hâline gelir.


YAB’de Psikolojik ve Fizyolojik Belirtiler: Zihin ve Bedenin Ortak Tepkisi

Yaygın Anksiyete Bozukluğu yalnızca zihinsel düzeyde yaşanan bir sorun değildir; bireyin bedeni de bu sürekli tetikte olma durumuna güçlü tepkiler verir. Psikolojik belirtiler (sürekli endişe, dikkat dağınıklığı, karar vermede güçlük, karamsarlık) zamanla bireyin davranışlarını ve ilişkilerini etkilerken, fizyolojik belirtiler de çoğu zaman eşlik eder — hatta bazı bireylerde ilk fark edilen belirtiler bedensel olabilir.


Sık Gözlenen Fizyolojik Belirtiler:

  • Uyku Bozuklukları: Uykuya dalmakta zorlanma, gece sık uyanma, sabah yorgun uyanma

  • Kas Gerginliği ve Ağrılar: Özellikle boyun, omuz ve sırt bölgesinde sürekli kas kasılması

  • Baş Ağrıları: Tansiyonla ilişkili olmayan, baskı tipi veya migren benzeri ağrılar

  • Mide ve Sindirim Sorunları: Mide bulantısı, hazımsızlık, karın ağrısı, irritabl bağırsak sendromu benzeri şikayetler

  • Göğüs Ağrısı ve Kalp Çarpıntısı: Organik bir nedeni bulunamayan, ancak kaygıya bağlı hissedilen semptomlar

  • Aşırı Terleme, Titreme, Ağız Kuruluğu

  • Yorgunluk ve Enerji Düşüklüğü: Yeterince uyunsa bile süregelen yorgunluk hissi


Bu belirtilerin çoğu, ilk bakışta fiziksel bir hastalığın işareti gibi görünebilir. Ancak yapılan tıbbi kontrollerde somut bir neden bulunamaması, kişinin yaşadığı kaygının bedenselleştiğini gösterir. Bu durum yalnızca bireyin sağlık kaygılarını artırmakla kalmaz, aynı zamanda bir “kısır döngü” yaratır: kişi bedensel semptomlarını tehdit olarak algılar, bu da kaygıyı artırır, artan kaygı ise yeni semptomlara yol açar.


YAB’nin en zorlayıcı yönlerinden biri de budur: tehdidin kendisi ortadan kalksa bile, beden tehdit hâlinde yaşamaya devam eder. Bu nedenle, hem zihinsel hem bedensel belirtileri tanımak, doğru bir değerlendirme ve etkili bir tedavi süreci için kritik öneme sahiptir.


Türkiye’de YAB: Kültürel Yapılar ve Toplumsal Baskılar

Türkiye’de YAB’nin gelişiminde sadece bireysel değil, aynı zamanda toplumsal ve kültürel faktörler de önemli rol oynamaktadır. Kolektif yaşam biçimi, belirsizliklere karşı düşük tolerans, ve sosyal rollerin baskısı, YAB’nin görünümünü şekillendiren başlıca etkenlerdir.

1. Sürekli Beklentiler ve “Elalem Ne Der?” Kültürü

Türk toplumunda bireyler, ailelerinden başlayarak sosyal çevre tarafından sürekli bir gözlem ve değerlendirme altında hissedebilirler. Bu kültürel yapı, bireyde sürekli hata yapma korkusunu besler. “Ya başarısız olursam?”, “Çocuklarım iyi bir işe giremezse?”, “Komşular ne düşünür?” gibi düşünceler, YAB’nin temelini oluşturabilir.


2. Toplumsal Rollerde Aşırı Yük ve Cinsiyet Dinamikleri

Özellikle kadınlarda daha yaygın görülen YAB, toplumsal rollerin getirdiği yüklerle daha da ağırlaşabilir. Kadınlardan hem aile içinde hem iş yaşamında “kusursuzluk” beklenirken, erkeklerde ise duyguların bastırılması ve güç imajı zorunlu hale gelir. Bu durum, bireylerin içsel kaygılarını açıkça ifade etmelerini zorlaştırabilir.


3. Belirsizlikle Başa Çıkma Güçlüğü

Türkiye’de ekonomik dalgalanmalar, istikrarsız politik süreçler veya gelecek kaygısı gibi faktörler; bireylerde belirsizlikle başa çıkma becerilerini zorlar. YAB’li bireylerde bu durum, “her ihtimali düşünme” ve zihinsel aşırı uyarılma şeklinde kendini gösterir.


Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) ile Etkili Tedavi Yaklaşımı

YAB’nin tedavisinde en yaygın ve bilimsel temellere dayanan yöntem Bilişsel Davranışçı Terapi’dir (BDT). Bu terapi, bireyin hem düşünce yapısını hem de davranışsal tepkilerini yeniden yapılandırmayı hedefler.


BDT Sürecinde Temel Adımlar:

1. Bilişsel Farkındalık:Bireyin “ya olursa?” gibi kaygı yaratan düşünceleri tanımlanır ve bunların gerçekle ilişkisi değerlendirilir.

2. Düşünce Yeniden Yapılandırma:İşlevsiz düşünceler sorgulanarak, yerlerine daha gerçekçi ve işlevsel düşünceler yerleştirilir.

3. Davranış Deneyleri:Korkulan durumlara küçük adımlarla maruz kalma planlanır. Bu sayede felaketleştirme döngüsü kırılır.

4. Rahatlama Teknikleri:Kas gevşetme, nefes egzersizleri ve mindfulness gibi yöntemlerle fiziksel belirtiler azaltılır.

5. Problem Çözme ve Duygusal Düzenleme:Bireyin gündelik yaşamındaki zorluklarla başa çıkma kapasitesi artırılır.


BDT’nin en güçlü yanlarından biri, bireye yalnızca semptomlarla baş etme değil, uzun vadede yaşam kalitesini artıracak bilişsel ve duygusal beceriler kazandırmasıdır. Düzenli seanslar sonucunda bireyler, kaygı düzeylerinde belirgin bir azalma ve yaşamlarına yeniden katılım gösterir.


Kaygıyı Anlamak ve Dönüştürmek Mümkün

Yaygın Anksiyete Bozukluğu, Türkiye gibi değişkenliği yüksek, sosyal ilişkilerin yoğun olduğu bir toplumda daha karmaşık biçimlerde ortaya çıkabilir. Ancak bu, çözümsüz olduğu anlamına gelmez. Bilinçli farkındalık, kültürel dinamikleri anlama ve doğru psikoterapi desteği ile bireyler kaygının yönettiği bir yaşamdan, kendi kontrol ettikleri bir yaşama geçiş yapabilirler.


 
 

bottom of page